Günümüzde Şiddetin Nedenleri

Şiddet içeren bilgisayar oyunları çocuklarımızı esir almış durumda, çocukların en sevdiği oyunlar da kan, silah, ölüm ve şiddet temaları her geçen gün öne çıkarılıyor.

Oysa bizim çocukluğumuz Heidi, Şeker Kız Candy, Peter Pan gibi kahramanları olan aile sevgisi ve şefkat içeren çizgi filmleri izleyerek geçti. Ben travesti iclal olarak en sevdiğim dizi Küçük Ev’di hatırlayanlar bilir bu dizide anlatılmak istenen en önemli unsur para, pul değil aile saadeti huzur getirir temasıydı.

Yetmişli yıllarda çocuk olan şimdinin orta yaş delikanlıları, kadınları bu dizi film ve çizgi filmler sayesinde sevginin önemini kavramış yıllarca şiddet eğilimi göstermemişlerdi. Maalesef günümüze gelindiğinde şiddet toplumu içten içe yiyen bir canavar haline dönmüştür. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, ülkeler arası şiddet dünyayı yaşanmazı zor bir yer haline getirirken, sevgi, saygı, vefa duyguları kaybolmaya yüz tutmuştur.

Çocukların hayal dünyasında canlandırdığı hayali kahramanlar izledikleri filmlerde ve oynadıkları oyunlarda cani diye nitelendirebileceğimiz, mutasyona uğramış şekilsiz yaratıklardır. Milenyum çağının en büyük tehlikesi zombi’lermiş gibi gören çocuklarımız, uzaydan gelen yaratıklar ve isimlerini benim bile bilmediğim silahlarla bilgisayar başında sürekli savaşan kan döken sokağa çıkmayan asosyal bir nesil olarak büyüyorlar.

Belki de dünyada gelinmek istenen nokta bu olabilir fakat ben 70’lerin çiçek çocuklarını şimdiki nesle tercih edenlerdenim. Gündüz saatlerinde sokağa çıkıp bir bakın kaç tane çocuk dışarıda arkadaşlarıyla oynuyor. Göremezsiniz çünkü internet çağı hepsini esir aldı. Sanal arkadaşlar edinip savaş oyunları oynayan, bilgisayar, tablet başından kalkmayan, otobüslerde, parklarda akıllı telefonlarından gözlerini ayırmayan çocuklarımız dünyayı yönetmeye başladığında ilk yapacakları şeyin savaşmak olacağını düşünmek zor olmasa gerek.

Geçenlerde sosyal paylaşım sitelerinde bir adam “Evde akşam saatlerinde internet bağlantısı koptu, aynı evde yaşadığım insanların kimler olduğu öğrendim aslında bizim evde yaşayan eşim ve çocuklarım iyi insanlarmış. Bir daha ki internet bağlantısı hatasında buluşmak üzere ayrıldık o günü iple çekiyorum” yazmış çok güldüm, çok düşündüm son yıllarda geldiğimiz trajikomik hal hangimizin evinde yaşanmıyor değil mi?

Belki pek çoğumuz penceremizden dışarı baktığımızda tehlikeyi tehlikesiz olan travesti kardeşlerimizde görüp onlara ağza alınmayacak sözler sarf ediyoruz, toplumu onların yozlaştırdığını düşünüp , günahlarını alıyoruz. Oysa yan odada savaş oyunlarıyla büyüyen kendi çocuğumuza sahip çıkmayı akıl edemiyoruz. Toplumda dengeleri sağlayacak olan yeni nesil dizginlenmesine geleceğimize umutla bakmak hayalden öteye gidemez.

Can Olmak

Size can olmak deyiminin ne olduğunu sorsam ? kardeş diyebilirsiniz. Kardeş her zaman can olabilir mi?

Senin canın gibi sevdiğin kişinin aynı anne veya babadan olması gerekmez. Ne kardeşler gördüm birbirlerinin kuyusunu kazan, ne canlar gördüm; kardeşim dediğine canını verenler.

Miras bazen kardeşlerin arasına kara kedi gibi girerken, gerçek can dediklerin senin parana puluna bakmazlar her koşulda yanında yer alırlar onlar için kıymetli olan sadece sensindir.

Dertlerim çoğalıp taşıyamayacak hale geldiğimde açıldım ona, beni hiç yargılamadan dinleyip, kucak açmasına kardeşlik dedim. Onun için aynı duygularımı paylaştığımı onun başı sıkıştığında anladım.

Kardeşim belki bir çok insanın yadırgayacağı translardandı, benim için cinsiyetinin ne önemi vardı ki, kardeşti işte zor günümde hep sırtımı sıvazlayan kişinin travesti olması insan olmadığını göstermiyordu işte, en büyük insan benim kardeşimdi hatta, içinde benim için zerre kadar kötülük düşünmeyen, her zaman iyi olmamı isteyen beni kollayıp gözeten annemden sonra en çok seven kişi kardeşimdi.

Birlikte sokağa çıktığımızda bütün bakışların onda toplanmasından rahatsız oluyorduk başlarda, sonra aldırmamaya başladık dünyayı, sanki dünya bizim için vardı ve içinde sadece biz yaşıyorduk.

Elimi uzattığım an tutabilen tek kişi ihtiyacım, olduğunda aradığım tek kişi kısacası canımın bir parçası her zaman kardeşim değildi hayatta kardeş dediğim can dostlarım olduğu sürece yaşamak kolaydı.

Cinsiyet ayrımı yapmadan yaşamayı başardığımız gün gerçek kardeşlerimizi bulduğumuz gün olabilir.

Yakışıklı Gayler

Televizyonlarda izlerken ağzımızın suyunu akıtan bir çok yakışıklının aslında gay olduğunu açıklaması kadınları şoka uğrattı.

Olimpiyatlarda 5 altın madalya kazanmış dünyaca ünlü Avustralya’lı yüzücü Lan Thorpe bunlardan sadece biri, Ünlü Aktör George Clooney hatta şarkıcı Tarkan’ın kadınlardan hoşlandığını dedikodusu almış başını gidiyor.

Türkiye’de gay olduğunu açıklayan modacılarımız, bunu saklama gereği duyan şarkıcılarımızın sayısı da bir hayli fazla Erol Köse Twitter’dan Türkiye’de en tanınmış lezbiyen Harika Avcı’dır yazdığında yer yerinden oynadı.

Cinsel tercihlerini saklama gereği duymadan yaşayan bu ünlüler bize tercihlerimiz yüzünden sırtını dönmek isteyen insanları anlayabiliriz fakat biz bu durumu bir ayıp olarak görmeyenlerin sayısının dünyada sürekli arttığına inanıyoruz diyorlar.

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ayşe Arman son zamanlarda gaylerle roportaj yapıp yayınlarken onların çoğunun evli ve çocuklu olduklarını öğrendim. Toplumda gerçek kimliklerini bu yolla gizlemeye çalışan ünlü gayler evlilik hayatlarının tamamen görev icabı olduğunu asıl tercihlerini yaşamaya toplumun henüz hazır olmadığını belirtiyorlar.

Toplumun bir kısmının hastalık olarak nitelendirdiği aynı cinse ilgi duyma aslında doğuştan gelen bir durumdur. Eşcinseller, gayler, travestiler hasta değil sağlıklı insanlardır. Toplumda herkes gibi kendilerini ifade etme özgürlüğüne sahiptirler.

Sosyal Medya Çılgınlığı

sosyalmedya3-1024x922Sosyal medya ağları hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuş durumda yanımızdan hiç ayırmadığımız akıllı telefonlar konuşmak için değil de paylaşmak için üretilmiş aygıtlar oldu.

Ye, İç, gez ama mutlaka paylaş paylaş ki namın yürüsün.

“Bak sen bizim kuzen tatile çıkmış, bir de denizde fotoğraf paylaşıp hava atıyor” sözünü pek çoğumuz söylemiştir. Ya da Whatsapp uygulaması ile konum bildirenlere ne demeli “bugün yemeği … kebapta yiyorum bak bu da tabağın özçekimi” bana ne kardeşim sen nerede yemek yiyorsun şu anda neredesin, seni takip etmekten işime odaklanamaz oldum.

Teknoloji denilen şeyi beş N, bir K gibi görmeye başladık. Merakımıza yenilip gözümüz kayıyor ekrana. Twitter manyaklarının sayısı da hızla artıyor; aklından her geçeni yazma çılgınlığı diyorum ben buna favori olursa yazdıkların senden mutlusu yok, sadece beğenseler o da yeter. Öyle cümleler yazacaksın ki hem 140 karakteri geçmeyecek hem de okuyucuya – Bravo edebiyat dehası bu adam dedirtecek kafayı yedik anlayacağınız.

Artık kimse telefonla uzun uzun konuşmuyor, akraba ziyaretlerine gidip hal hatır sormuyor naber, Nasıl gidiyor, kanka bir de gülücük oturtuyoruz yazıların sonuna, asli görevleri yerine getiriyoruz sadece parmaklarımızla . Geçen takipçilerimden biri kadın kıyafetleri giyip, makyaj yapmış, altına da bil bakalım ben erkek miyim, kadın mıyım? Yazmış (hiçbiri değilsin kardeşim olsan olsan travesti olursun bu halde ama onların içinde de senin kadar çirkinini görmedim travestilerin bir çekiciliği, güzelliği olur o sen de yok ) diyemedim. 140 karaktere mi sığdıramadım, terbiyeme mi artık orasını bilemeyeceğim. Sosyal olalım derken asosyal bir hayatın içine düşmüşüz haberimiz yok.